İklim Krizi ve Türkiye

İklim Krizi ve Türkiye

Yazının başlığından da anlaşılacağa üzere artık yaşanan bu olaylara İklim Değişikliği bile demiyoruz. Dünya İklim Krizinde. Greta Thunberg’in de dediği gibi “our house is on fire” (evimiz yanıyor!). Son haberlerde bunu doğrular nitelikte, sıcak dalgaları Avrupa’yı kasıp kavururken, Bangladeş’ten 6 milyon iklim mültecisi yollara düşerek kendilerine yaşanılabilir alanlar aramakta. Bu zorunlu göç dalgası, savaşları ve salgın hastalıkları tetikleyecek, belki de on yıl içinde insanlar kendi kendilerini öldürerek yok edecekler (Kaynak: https://www.dhakatribune.com/bangladesh/rohingya-crisis/2019/07/10/pm-cox-s-bazar-ecological-balance-under-threat-for-rohingyas).

Çok yakınımızda yaşanmakta olan kıyım bize insan bencilliğinin geldiği son noktayı gösterdi aslında…  Suriye’den göçen milyonlarca insanın başına gelenleri her gün televizyonlarda izliyoruz. Sahra altı ülkelerden göçerek kendileri için umudu Avrupa’da aramaya çalışan insanların 2.277si geçen sene Akdeniz’de boğularak öldü. 141,272 insan ise bir şekilde karaya ulaşabildi. İtalya’da ise Sea Watch Kaptanı Carola insanları boğulmaktan kurtardığı için gözaltına alındı ve gemisi bağlandı. Avrupa tarihinin en büyük insanlık krizini yaşamakta. Bunlar sanırım hepimizin bildiği şeyler. Peki ya Türkiye?

Kaynak: https://data2.unhcr.org/en/situations/mediterranean

Türkiye 80 milyon nüfusuyla büyük bir paya sahip iklim değişikliğinde. Ancak ülkemizde güncel konuların yoğunluğundan, bu konunun esamesi bile okunmuyor. Paris anlaşmasını hala imzalamamış bir ülke olarak, Germanwatch’ın son yaptığı raporda da 50. sırada yer alarak, iklim krizine uyum sağlamayacağımızı tekrar cümle aleme kanıtlamış bulunmaktayız.  Sera gazı emisyonu seviyemiz 2030 hedefimizde olması gereken seviyenin hala üstünde. Yenilenebilir enerji alanında ise hala hedeflerin yarısını bile gerçekleştiremedik. Enerji kullanımımız tarihi 2 derece seviyesine gelmenin eşiğinde ve buna dair atılan adımlar yeterli değil (kaynak: https://www.climate-change-performance-index.org/country/turkey-2019).

Ne kadar son dönemde kabul edilen sıfır atık yönetmeliği bir umut ışığı yakmış olsada, biz hala ülke olarak her şeyin çok gerisindeyiz. Yönetmelik zorunluluğu 1 Haziran 2020 olarak görülüyor. Dünyanın sanayi öncesi sıcaklık seviyelerini +2 derece seviyesinde tutmak için 2030’u öngördüğünü düşünürsek bu bir yıl kalan zamanımızın yüzde 9’u ediyor. Yüzde 9 gibi bir oran için tek bir yönetmelik gerçekten de dişe dokunmuyor.

Diğer yandan daha geçtiğimiz günlerde yaşadığımız yerel seçimlerde ilçe belediye başkan adaylarının söylemlerine şöyle bir göz gezdirdiğinizde, en ufak bir iklim krizine karşı vaat bulamıyorsunuz. Bu durum insanlarımızın yaşanacak bir sıcak dalgasında neler yapacaklarına dair en ufak bir fikir bile yürütmediklerini göstermekte. Antalya’nın turistik bölgelerinde yaşanan aşırı sıcaktan patlayan elektrik trafoları[1], klimayla hayatta kalabilen halkı ve turistleri bezdirmiş, birçok turist tatilini yarıda bırakarak evlerine dönmüştü. Peki ya orada yaşayan yerleşik halk? Bu konu daha haber merkezlerine ulaşmadı.

Hal böyleyken, İstanbul’un en kalabalık ilçeleri arasında yer alan Beşiktaş, Şişli ve Ümraniye’de bir sıcak dalgasında su ve elektrik aktarımının nasıl yapılacağına dair herhangi bir eylem planı bulunmamakta. Birde burada yaşayan kayıtlı halkın dışında, kayıt altına alınmayan sokaklarda yaşayan birçok canlı direkt olarak ölümle karşı karşıya. Herhangi bir önlem alınmamakla beraber, ülkemiz iklim krizine karşı da herhangi bir hassasiyet geliştirememiş durumda. Yurtdışında öğrenciler, on yıl içinde dünya üzerinde bildiğimiz gibi bir hayat olmayacaksa neden okula gidelim diyerek başlattıkları grevler, henüz Türkiye’de istenilen sesi getiremedi. Görünen o ki Türkiye gibi ülkeler iklim krizi nedeniyle Mezopotamya’da kaybolup giden medeniyetler gibi yok olacaklar.

[1] https://www.ntv.com.tr/turkiye/turist-kaciran-elektrik-kesintisi,jb6ZcR5CuEWLJI1U4-63hQ

Burcu Genç