İstanbul’u Korumak – I

İstanbul’u Korumak – I

8000 yıllık tarihi içinde iki imparatorluğa başkentlik yapan ve Asya ile Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan özel bir coğrafya üzerinde konumlanan İstanbul; önemli bir kültürel birikime, kentin kimliğini oluşturan tarihi miraslara ve doğal alanlara sahiptir.

Tablo1:İstanbul Sit Alanları, http://kvmgm.ktb.gov.tr/TR-44974/illere-gore-sit-alanlari-istatistigi.html Erişim Tarihi: 18.07.19

İstanbul’da ilk ilan edilen sit alanının 1974 yılında Beşiktaş, Üsküdar, Beykoz ve Sarıyer ilçelerini kapsayan ‘Boğaziçi Doğal ve Tarihi Sit Alanı’dır.  Bu yıllarda GEEAYK tarafından Kadıköy, Beşiktaş, Üsküdar, Eyüp ve Avcılar semtlerinde sit alanları ilanları yapılmıştır. 1983’te 2863 sayılı KTVK’nun yürürlüğe girmesiyle 1989 yılında bölge kurullarının oluşturulmasına kadar geçen sürede Adalar, Beşiktaş ve Ortaköy’de sit alanı ilanlarına rastlanılmıştır.

Korunması gereken kentsel, arkeolojik ve doğal sit alanlarının koruma ilkelerine uygun bir planlaması için geliştirilen ‘Koruma Amaçlı imar Planı’ ilk kez 2863 sayılı KTVK Kanununda tanımlanmış ve 2004 yılında 5226 sayılı kanunla yapılan bazı değişikliklerle geliştirilmiştir. Sit alanı ilanı ve tescil kararıyla birlikte tescil edilen alanın derecesine bağlı olarak geliştirilmesi gereken ‘Geçiş Dönemi Yapılaşma Koşulları’ da yine bu yasa ile getirilmiş bir uygulamadır. Yasaya göre, KAİP’nın 2 yıl içinde hazırlanması ve onaylanmasını takiben GDYK’nın yürürlükten kalkması gerekmektedir.

Yasal koruma statüsüne sahip diğer koruma alanları Tabiat Parkları, Tabiat Anıtı, Tabiatı Koruma Alanı, Atatürk Arboretumu, Muhafaza Ormanları’dır.

Uluslararası önem taşıyan ve bu nedenle takdire ve korunmaya değer doğal oluşumlara, anıtlara ve sitlere “Dünya Mirası” statüsü tanınmaktadır. Türkiye’de 16 adet Unesco Dünya Mirası bulunmaktadır. “İstanbul’da Tarihi Alanlar” başlığı altında 1985 yılından beri; Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı; Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve İstanbul Kara Surları Koruma Alanları Unesco Dünya Mirası listesindedir. Ayrıca Kapalıçarşı girişinde 1748-1755 yıllarında inşa edilen; medrese, imarethane, kütüphane, türbe, çeşme ve sebilden oluşan Nuruosmaniye Külliyesi Dünya Mirası Geçici Listesi’ndedir.

Birbiriyle coğrafi ve tarihi olarak bütünleşen fakat farklı özellikleri içerisinde barındıran bu bölgeler İstanbul’un öncelikli koruma alanlarıdır ve bu kapsamda 1970’li yıllardan beri özel statülerle korunmaya çalışılmaktadırlar. Ancak, İstanbul’un her dönemde ülke nüfusunun ve ekonomik yatırımlarının çekim merkezi olması, tüm kenti olduğu gibi coğrafyası ve tarihiyle özel olan bu alanları da değişim ve dönüşüm baskısı ile karşı karşıya bırakmış ve bu mekanların doğal ve kültürel kimliklerinin korunması açısından sorun oluşturmuştur.

Geçmişi oldukça köklü bu kültürel birikim ve doğal alanların üzerinde finans ve turizm kenti yaratma gibi hedeflerle hızla büyüyen bir metropol bulunmaktadır. Marmaray,  GalataPort gibi büyük projelerden, Sulukule, Tarlabaşı gibi kentsel dönüşüm alanlarına kadar pek çok noktada İstanbul için ortaya konan gelecek hedefleri kentin geçmişiyle karşı karşıya gelmektedir. Bu durum belgelenmeyen bir tahribata, koruma ilkelerinin ihlaline hatta koruma bağlamında hukuki yozlaşmaya neden olmaktadır.

2005 yılı sonu itibariyle İstanbul’da, doğal, tarihi ve kültürel değerler açısından önem taşıyan sit alanlarının bile Koruma Amaçlı İmar Planı bulunmamaktadır. Ve alanlara ilişkin Geçiş Dönemi Yapılaşma Koşulları’nın yasada tanımlanan süreleri aşarak uygulanmaya devam edildiği görülmektedir. Günümüzde de sit alanlarına ilişkin KAİP’lere erişilememektedir.

Amacı; İstanbul Boğaziçi Alanının kültürel ve tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak için uygulanacak imar mevzuatını belirlemek ve düzenlemek olan Boğaziçi Kanunu etkili yaptırımları olmasına rağmen kentte, sermayeyi odağına alan politikalar nedeniyle delinebilmektedir. –Zorlu Center-

2006 yılında gündeme getirilen ve 2014 yılında yasallaşan “Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”e göre “kıyı yapı yaklaşma mesafesi kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilecektir. Özelliği gereği kıyıdan başka yerde yapılmaları mümkün olmayan yapı ve tesislere, tersane, gemi söküm yeri, su ürünlerini üretim ve yetiştirme tesislerinin yanında tekne imal yeri, denize iniş rampaları, yat limanı, kruvaziyer liman, balıkçı barınağı gibi yapılar kıyıda yapılabilecektir. Buna göre kıyıda yapılabilecek yapı ve tesis türleri de artacak ve denizden 100 m içeride kalan alanlardaki imarsız yapılar da yasallaşmış olacaktır. Tasarı ile Anayasa’nın 43. maddesinde belirtilen kıyıların korunması ve toplum yararına açık tutulmasına değil, kıyı alanlarını kentsel ve ekonomik etkinliklere açmanın önü açılmış olacaktır (Duru, 2006; Kadıoğlu, 2006; TMMOB, 2006). Bununla beraber doğal güzelliklere sahip kıyı alanları çevre kirliliklerine karşı korunmalı ve halkın kullanımına adaletli olarak açılmalıdır.

Kuzeyde zengin orman varlığına sahip olan kentin bu varlığı son dönem büyük projeleriyle tehdit altındadır. Oluşan ve devam edecek olan kaçınılmaz kentleşme baskısı orman varlığını tahrip etmiştir ve etmeye devam edecektir.

 

Bahar Yıldırım