Kent Mültecisi / Kent Mülteciliği

Kent Mültecisi / Kent Mülteciliği

Kent mültecileri Suriyeli mülteciler geldikten sonra daha çok görünür olsalar da Türkiye’de kent mülteciliği tartışmaları Suriyelilerden önce başlamıştır. Türkiye coğrafi konumu gereği küresel mülteci krizlerinde oldukça önemli bir yerdedir. Irak, İran, Afganistan, Suriye gibi savaş, iç çatışma, toplumsal ve siyasi baskılar vb. nedenlerle kriz içerisinde olan ülkelere komşu olması nedeniyle ve izlediği mülteci politikaları, mülteci krizinde uluslararası bir öneme sahiptir. Coğrafi konumuna ilişkin bir diğer önemli nokta ise Sudan, Somali, Yemen gibi Afrika ülkelerinden gelen mültecilerle Avrupa ülkeleri arasında köprü görevi gören jeo-politik konumudur. Türkiye hem transit hem de hedef ülke olarak mülteci göçünü en yoğun biçimde deneyimleyen ülke olarak öne çıkmaktadır. Türkiye, Suriyeli mülteciler hariç farklı uyruklardan yaklaşık 266 bin mülteciye daha ev sahipliği yapmaktadır. Bunlardan 122 bin 777’si Iraklı, 103 bin 221’i Afganistanlı, 25 bin 851’i İranlı, 4 bin 20’si Somalili, 9 bin 625’i ise diğer ülkelerdendir (UNHCR’tan aktaran Nizam ve Kahraman, 2016, s.809). Kent mültecilerin yaşadıkları sorun ve problemler ortaklaşmaktadır. Aynı barınma, eğitim, sağlık sorunları ve hemen hemen aynı nefret söylemleri ve linç girişimleri ile karşılaşmaktadırlar. 2011 yılından itibaren Türkiye’deki sayıları hızla artan Suriyeli mülteciler için “kent mültecisi” olma hali gittikçe karmaşıklaşmaktadır.

Şekil 1:Kaynak: https://turk-archive.aawsat.com/2018/11/article55447152/suriyeli-multeciler-beyrut-ve-bekaadan-ayriliyor/

Suriye’de Mart 2011 yılından bu yana süren savaş nedeniyle yaklaşık 7,6 milyon insan ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştır. Türkiye’nin en fazla Suriyeli mülteci alan ülke olduğu tahmin edilmektedir.[1] Savaştan kaçan Suriyeliler önce Türkiye’nin sınır kentlerine daha sonra İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerine ulaşmışlardır. Türkiye’de sayıları giderek artan mültecilerin mekânsal yerleşimleri kente dayalı gerçekleşmektedir. Mültecilerin %92’si kamp dışında yaşamaktadır. Kent mültecilerinin sayılarının barınma merkezlerinde yaşayanlardan önemli oranda fazla olması ise kent mültecilerinin durumlarını ve Türkiye kentlerinde yeniden inşa ettikleri gündelik yaşamlarının tartışılmasını gerekli kılmaktadır.

Kent mültecilerinin gündelik yaşam deneyimlerini büyük oranda; hukuksal statüleri, mekânsal yerleşim politikaları ve yerleştikleri mekânlardaki komşuluk ve kamusal dostluk[2] ilişkileri belirlemektedir. Suriye’den Türkiye’ye yaşanan göçün, yoğunluğunun giderek artmasıyla beraber Suriyelilerin 2012’de kapsamı ve sınırları belirtilmeden ‘geçici koruma’ altında olduğu bildirilmiştir. 2014 yılında ‘Yabancılar ve Uluslar Arası Koruma Kanunu’ yürürlüğe girmiştir. Bu kanun hukuki açıdan önemli bir adım olmakla beraber mültecilerin hakları ve insani koşullarda yaşamlarını sürdürebilmeleri ile ilgili kalıcı bir öneri sunmamaktadır. Türkiye’nin göçmen politikaları dönemsel olarak geçicilik gösterdiği için hukuki belirsizlikler ve kayıt sisteminde keyfilikler ortaya çıkmaktadır. Bu durum da mültecilerin iş, barınma, eğitim ve sağlık haklarını etkilemektedir.

Suriyeliler; kampların şehir dışında olması, kamplara giriş çıkıştaki zorluklar, kamplarda yaşanan ayrımcı uygulamalar nedeniyle tecrit olarak gördükleri kamplarda yaşamak istememektedirler. Kentsel ve kamp dışı alanlar kamplara göre daha çok hareket serbestisi, istihdam, eğitim ve sağlık olanakları sağlamaktadır. Fakat kent içi mekânsal yerleşimlerde korunmasız ve savunmasız durumdadırlar (Bilgen, 2015; Woods ve Kayalı, 2017; Özden, 2015) Kent mültecilerinin nüfuslarındaki artışla beraber kentteki görünürlükleri ve ortak kullanım mekânları artmıştır. Kent mültecilerinin sağlık, eğitim, sosyal yardım gibi haklardan yararlanmaya başlamaları, kentsel-kamusal mekânları paylaşmaları kenti oluşturan özneleri olarak dikkat çekmelerine neden olmaktadır. Bunun sonuçları zaman zaman kent mültecilerine yönelik sosyal dışlanma, ayrımcılık, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı olabilmektedir. Görünürlüklerini minimuma indirmek isteyen kent mültecilerinin birçoğu kabullenilmelerinin, iş bulmanın, ucuz barınma imkânı bulmanın daha kolay olduğunu düşündükleri kent yoksullarıyla beraber yaşamaktadırlar.

Şekil 2: Kaynak: https://www.dunya.com/gundem/bir-multeci-kampi-da-nizip039e-kuruluyor-haberi-187333

Türkiye kentlerinde yedi yıldır süren bu göç dalgasının beraberinde getirdiği birçok sorunu devlet yardım ve hayır anlayışı ile çözmeye çalışmaktadır. Fakat yardım ve misafirlik durumun geçici durumlardır ve yardımseverlik ortak sosyal, ekonomik, politik kararlılığın ve sosyal politikaların yerini doldurmamaktadır. Suriyeliler ile Türkiye toplumu arasında işlemesi gereken başka bir hukuk söz konusudur. Komşuluk hukukunun Türkiye’de az çok işlediği STK raporlarından, çalışmalarından görülebilmektedir. İzmir’de faaliyet gösteren Halkların Köprüsü Derneği’nden Dr. Cem Terzi kendi deneyimlerini şu şekilde aktarmıştır “Türkiye toplumu bu büyük göçü bir şekilde hazmetti. Beş yıldır, mültecilere dair evrensel hukuk ilkeleri başta AB ve BM tarafından olmak üzere ayaklar altına alırken toplumdaki komşuluk hukuku çalıştı” (Bora, 2017, s.335). Mültecilerin sınır kentleri aşarak ülkenin diğer kentlerine gelmeleriyle beraber farklı dayanışma pratiklerini de beraberlerinde getirmişlerdir.

Şekil 3: Kaynak: http://www.artfulliving.com.tr/sanat/kanatlarinda-izler-tasiyan-bir-zaman-kusu-i-15499

Özellikle kentlerin yoksul ve çeper mahallelerinde filizlenen komşuluk ilişkileri ve kamusal dostluk pratiklerini STK’lar, dayanışma grupları da desteklemekte ya da bu ilişkilerin kurulmasında da zaman zaman tetikleyici olmaktadırlar. Dayanışma ilişkilerini örmek, halklar arasında kamusal dostluk ilişkileri kurmak, mekânın ve toplumsal ilişkilerin yeniden dönüşümünü sağlamak zaman ve emek gerektirmektedir.

KAYNAKÇA

Bora, T. (2017). Halkların Köprüsü Derneğinden Dr. Cem Terziyle Suriyeli göçmenler üzerine söyleşi: “Yardımseverlik, hayırseverlik yerine dayanışma”. Birikim Dergisi 335, s.61-67.

Nizam Ö. Ve Kahraman F. (2016). Mültecilik Hallerini Mekân Üzerinden Okumak: Gaziantep Örneğinde Türkiyelilerin Gözünden Suriyeli Kent Mültecileri. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, s.44

Özden, Ş. Mültecilerin Hukuki Belirsizliği. Sosyal Hukuk Dergisi, s.9

Woods, A. ve Kayalı, N. (2017). Suriyeli Topluluklarla Etkileşim: İstanbul’daki Yerel Yönetimlerin Rolü. İstanbul Politikalar Merkezi.


[1] “BMMYK Yüksek Komseri Antonio Guterres 26 Şubat 2015’de BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmasında Türkiye’nin dünyada en çok sayıda mülteci barındıran ülke haline geldiğini açıklamıştır” (Erdoğan ve Kaya, 2015, s.318). Bkz: UN High Commissioner for Refugees Antonio Guterres – Written text of speech to the UN Security Council – 26 February 2015: “Turkey has now become the biggest refugee-hosting country in the world.” (http://www.unhcr.org/54ef66796.html, (Erişim: 15 Mayıs 2017).

[2] Kamusal dostluk, farklı kimliklerin, birbirlerini eşit ve eşdeğer kabul etmesi ve birbirleriyle dayanışmasını sağlayacak demokratik bir ilişki biçimi olarak tanımlanır. Bkz. Bora, T. (2017). Halkların Köprüsü Derneğinden Dr. Cem Terziyle Suriyeli göçmenler üzerine söyleşi: “Yardımseverlik, hayırseverlik yerine dayanışma”. Birikim Aylık Sosyalist Kültür Dergisi 335, s.61

Şima Topaloğlu