Kentsel Tarım

Kentsel Tarım

19. yüzyıldan sonra insan odaklı kentlerin hızla gelişmesi ve kentsel müdahalelerde bir özne olarak doğanın göz ardı edilmesi, geri dönüşü olmayan çevresel tahribatlara yol açmaktadır. Bu tahribatların en önemli sonuçlarından biri olarak yaşanan iklim krizi ise özellikle ekolojik anlamda sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasını güçleştirmektedir.

Yaşanan iklim krizinden olumsuz olarak etkilenen faaliyetlerden biri de tarımsal üretimdir. Ani yaşanan sel baskınları, dolu, sıcaklık değişimleri gibi olağandışı olaylar mevsiminde sebze ve meyve yetiştirmeyi giderek zorlaştırmakta ve böylece tarımsal üretimin azalmasına neden olmaktadır. Özellikle kırsal alanlarda yapılan ve ülke içerisindeki gıda temininde önemli bir yere sahip olan kitlesel tarım bu durumdan kötü yönde etkilenmektedir. Aynı zamanda ekolojik bakış açısından uzak geliştirilen kentsel politikalar ve beraberindeki müdahaleler sonucunda, kentlerde ve çevrelerindeki tarım alanları da giderek yok olmaktadır. Tüm bunların sonucunda ise gıda güvenliği ve gıda bağımsızlığı tehlike altına girmektedir.

Tarımsal üretimde yaşanan bu olumsuz durumun en büyük sonucu gıda krizleri olmaktadır. Günümüzde ise gıda krizlerine bir çözüm olarak yerel üretimi ve tüketimi hedefleyen daha küçük ölçekli kentsel tarım yöntemleri denenmektedir.

Kuzguncuk Bostanı

RUAF (Uluslararası Kentsel Tarım ve Gıda Güvenliği Kaynakları Merkezi)’ın tanımlamasına göre kentsel tarım, “Şehir içerisinde ya da çevresinde, şehir ekonomisi ve şehir ekolojisi ile entegre olmuş bir sistem olarak bitki yetiştirmek ve hayvan beslemektir.”

Kentsel tarım üretici ve tüketici arasındaki mesafeyi azaltarak güvenilir gıdaya erişimi kolaylaştırmasının yanı sıra aile bütçesine katkıda bulunmaya, yeni iş imkanlarının yaratılmasına, üst ölçekte gıda bağımsızlığının sağlanmasına, topluluk olma bilincinden ve yaşadığı çevreyi sahiplenme düşüncesinden uzaklaşarak bireyselleşen ve de salt tüketim özneleri haline gelen kentliler için topluluk olma ve ekolojik değerleri koruma düşüncelerinin güçlenmesine yardımcı olmaktadır.

Havana’daki huertas intensiva adı verilen kentsel tarım alanları (Kaynak: www.fao.org)

Tüm bunlarla birlikte kentsel tarım; boş atıl alanların değerlendirilmesine, biyoçeşitliliğin ve kentsel toprağın korunmasına, yeşil alan miktarının artırılmasına, katı ve sıvı atıkların geri kazanılarak ekolojik ayak izinin küçültülmesine de katkıda bulunarak çevrenin korunmasını sağlamaktadır.

Kentlerde en küçük ölçek olan mahalleden kent bütününe hatta bölge ve ülke ölçeklerine kadar entegre bir şekilde kurgulanan kentsel tarım sistemleri ve politikaları yerelde üretimi ve tüketimi destekleyerek kendi kendine yetebilir kentlerin yaratılmasına yardımcı olmaktadır. Bu anlamda mahalle ölçeğinde yürütülecek planlama çalışmalarına kentsel tarım sistemlerinin de entegre edilmesi ekolojik, ekonomik ve toplumsal anlamda sağlıklı gelişen kentlerin oluşturulmasında önem kazanmaktadır.

Zeynep ARSLAN